Category

Dead Rising 2

Ah şu zombiler… Eğer onlar olmasaydı, film dünyası da oyun dünyası da kısır döngü içine girerdi herhalde. Başta George A. Romero olmak üzere, pek çok film ve oyun yapımcısının en sık başvurduğu bu ölümsüz karakterler, biz oyun severlerin de vazgeçilmezleri arasında. Yavaş, hantal ve düşük zeka seviyesi ile kolay alt edilebilir gibi gözükseler de, sayısal avantajlarını iyi kullanarak, en yaman kahramanlara bile soğuk terler döktürmeyi başarırlar. Zombilerle ilgili standartları yok etmeyi başaran Dead Rising’de ise durum biraz farklı…

Zombileri öldüklerine pişman etmek

Dead Rising, 2006 yılında sadece Xbox 360 için piyasaya sürülmüş, aksiyon düzeyi yüksek, zombi temalı bir survivor horror, yani hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz bir oyundu. Sadece Xbox 360 platformuna çıkmış olması nedeniyle büyük merak uyandırmıştı. Bu her exclusive, yani sadece belli bir platforma çıkan oyun için geçerli aslında. Sadece Xbox 360 çıkmış olması, devrim yaratacak seviyede bir oyun olmamasına rağmen, diğer oyun platformlarına sahip olanları kıskandırmıştı diyebiliriz.

Ah şu zombiler… Eğer onlar olmasaydı, film dünyası da oyun dünyası da kısır döngü içine girerdi herhalde. Başta George A. Romero olmak üzere, pek çok film ve oyun yapımcısının en sık başvurduğu bu ölümsüz karakterler, biz oyun severlerin de vazgeçilmezleri arasında. Yavaş, hantal ve düşük zeka seviyesi ile kolay alt edilebilir gibi gözükseler de, sayısal avantajlarını iyi kullanarak, en yaman kahramanlara bile soğuk terler döktürmeyi başarırlar. Zombilerle ilgili standartları yok etmeyi başaran Dead Rising’de ise durum biraz farklı…

Zombileri öldüklerine pişman etmek

Dead Rising, 2006 yılında sadece Xbox 360 için piyasaya sürülmüş, aksiyon düzeyi yüksek, zombi temalı bir survivor horror, yani hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz bir oyundu. Sadece Xbox 360 platformuna çıkmış olması nedeniyle büyük merak uyandırmıştı. Bu her exclusive, yani sadece belli bir platforma çıkan oyun için geçerli aslında. Sadece Xbox 360 çıkmış olması, devrim yaratacak seviyede bir oyun olmamasına rağmen, diğer oyun platformlarına sahip olanları kıskandırmıştı diyebiliriz.

Kendine has oyun yapısının ise ilgi çekici olduğu ise su götürmez bir gerçek. Bir kere, etrafta bulunan her cismi silah olarak kullanabilmek başlı başına bir başarı olgusuydu. Öte yandan ana karakterin, zombi istilasını önemsemeyen tavrı ve kendin emin hareketleri de karizmatik bir görüntü yaratıyordu. Velhasıl, Dead Rising çok sevildi, çok beğenildi ve her başarılı oyunda olduğu gibi onun da devamının yapılması için kollar sıvandı. Üstelik bu sefer üç büyük oyun platformuna birden.

İlk oyunu bilmeyenler için kısaca özetlemek gerekirse, macerada Frank West isimli muhabiri yönetiyorduk. Willamette isimli şehrin, enfeksiyon kapmış bir grup insan (kısaca zombi) tarafından istila edildiğini öğreniyor ve koskocaman bir alışveriş merkezine balıklama atlayarak hayatta kalma mücadelesi veriyorduk. İlk macerada, muhabir olmamızdan mütevellit, zombilerin fotoğraflarını çekiyor, etrafta gördüğümüz her türlü vahşet içerikli sahneyi objektifimizden kaçırmamaya da çalışıyorduk. İkinci oyunda da gayet benzer bir yapı ile karşılaştığımız söyleyebiliriz.

Part – I: The Largo Embargo

Genel bir giriş yaptıktan sonra şunu belirtmeden geçemeyeceğim, Türkiye’de Dead Rising 2’nin, tüm bölümlerini içeren, ön inceleme sürümünü ilk kez oynayabilmek için bazı şartları kabul etmek zorunda kaldım ve ne yazık ki size, senaryo hakkında hiçbir bilgi vermemem gerekiyor.

Bu seneki E3 fuarında Capcom standında ziyaretçilerin oynamasına izin verdiği ve sadece birinci bölümü içeren demonun ötesinde, toplamda yedi ana bölümden oluşan asıl oyunu görmüş olmanın gururunu yaşadığımı belirtmeliyim. Demoda alışveriş merkezinin sadece belli bir kısmını dolaşabiliyor, senaryo adına hiçbir şey öğrenemiyor ve sadece basit mini görevler yapabiliyorduk. Deneme fırsatı bulduğum ön inceleme sürümünde anladım ki, aslında o dolaşıp durduğumuz ve önümüze gelen zombiyi alaşağı ettiğimiz bölümlerin içerisinde ne maceralar yaşanıyor, ne entrikalar dönüyormuş. Daha fazla devam edersem ağzımdan kesin bir şey kaçıracağım. O yüzden bu kısmı atlayıp doğrudan oynanışa geçiyorum.

İlk oyunu oynamamış olsanız bile ikinci oyuna hemen ısınacak ve olan bitenlere hemen ayak uyduracaksınız. Bu seferki ana karakterimiz Chuck Grene. Özel bir görev için kendini zombilerin yarattığı kaosun içinde buluyor. Hayatta kalmayı başarmış kimi karakterler ile karşılaşıyor ve zombi saldırısından ziyade daha önemli sorunlarla da boğuşuyor. Hatta öyle ki, bir süre sonra keşke tek düşmanımız zombiler olsa diyoruz. Umarım, hikaye hakkında ipucu vermeden, ne demek istediğimi anlatabilmişimdir!

Tıpkı önceki bölümde olduğu gibi çevrede gördüğümüz her cismi silah olarak kullanabiliyoruz. Etraftaki obje miktarı akıl almaz seviyede. Silah olarak kullanabildiğiniz o kadar çok obje var ki, bir süre sonra kafanız karışmaya başlıyor. Taleba, vazo, koltuk, boru, İngiliz anahtarı, balta, beyzbol sopası, bayan çantası, şişe, makas, yazarkasa, kopmuş zombi kolu (!), elektrikli testere, çöp kovası, askı, pankart, lcd televizyon… Daha saymalı mıyım, bilmiyorum ama öyle çok silahımız var ki, ben ekran başında ağzım açık izledim desem yeridir.

“Dinam-et”, “Kürektere”, “Kovatkap” ve “Elektırpan”

Dead Rising 2 ile gelen en büyük yenilik hiç şüphe yok ki, kombine kullanılan silahlar. Malum, her şeyi silah olarak kullanabiliyoruz, ama bunların bir araya gelerek kombine biçimde kullanılması, hem vahşet seviyesini artırıyor, hem de zevkli anlar yaşamamıza imkan tanıyor. Ara başlıkta da belirttiğim gibi ilginç isimlerle anılan, birbirinden vahşi ve yaratıcılık sınırlarını zorlayan, kombine silahlar kullanabiliyoruz. Söz gelimi bir miktar taze et ile dinamiti birbirine bağlayarak, “Dinam-et”; kano küreğinin ucuna elektrikli testere bağlayarak, “Kürektere”; bir zombinin kafasına kova geçirip, içine zalimce matkap sokarak “Kovatkap”; elimize tırpan geçirip, sopasının üzerine bir akümülatör monte ederek de “Elektrıpan” yaratabiliyoruz. Elbette isimleri ben kendim ürettim, ama oyunda da İngilizce olarak, bunlara benzer kelime oyunları ile verilmiş. Birbirinden ilginç ve komik, kombine kullanılan silah ismi bulunuyor.

Henüz ön inceleme sürümü olduğu için aktif değildi, ama Dead Rising 2’de iki kişinin aynı anda oynayabildiği bir co-op modu bulunuyor. Ancak bu co-op modu bizim alıştıklarımızdan biraz daha farklı. Sadece online olarak aktif olan bu mod’da bir kullanıcı oyun açıyor ve başka bir kullanıcıyı kendi oyununa davet ediyor. Kazanılan silah ve puanlar, oyun sahibi olan kullanıcının kayıt dosyasına yazılıyor. Kullanıcılardan biri zombiler tarafından ısırılırsa, diğer oyuncu gelip onu iyileştirebiliyor. Her iki kullanıcı da ana karakter olan Chuck Greene’i kontrol ediyor, ama oyun içinde çok fazla kıyafet seçeneği bulunduğundan birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebiliyorlar.

İmajın kadar yaşarsın

Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi burada da her mağazanın içine dalabiliyor, hemen her obje ile etkileşime girebiliyoruz. Karakterimize, gördüğümüz her kıyafeti giydirebilmemiz mümkün. Hatta bayan kıyafetlerini bile hiç sorun yaratmadan giyebiliyor. Bu sayede kendinize has bir kıyafet tarzı yaratabiliyorsunuz. Öyle ki, çocuk pijamasının altına çizme giyip, kafanıza bir de kovboy şapkası geçirip, pilot gözlüğü ile dolaşabilirsiniz. Sonuç olarak giyilebilecek kıyafetlerin sınırı yok. İlginç olan ise son derece garip kıyafetler giyseniz bile hiçbir karakter sizin durumunuzu yadırgamıyor. O da oyunun esprili kısmı herhalde.


Görsel açıdan Dead Rising 2’de çıta hayli yükselmiş. Hatırlarsanız, Xbox 360’a ilk oyun çıktığı zaman, aynı anda yüzlerce zombiyi ekrana getirebildiği için büyük alkış toplamıştı. Dead Rising 2’de ise bu sayı abartı seviyeye ulaşmış. Ben oyunu denemem sırasında şahit olmadım, ama yapımcıların söylediğine göre, ilk oyunda aynı anda 800 kadar zombi gösterilirken, bu sayı 6000’e kadar çıkabiliyormuş. Elbette bu kadar zombiyi bir anda görebilmek için gökdelene çıkmak ya da helikopterle gezinmek gerek.

On yüz bin milyon zombi

Dead Rising 2, konsolu zorlamıyor da değil. Mesela motosiklet ele geçirip zombilerin üzerine sürmeye kalktığımda, aynı anda yüzlerce zombiyi katlederken, etrafa fırlayan kan ve uzuvların da katkılarıyla ekran yenileme hızında düşüşler yaşanmaya başladı. Benim test ettiğim konsol PlayStation 3’tü ve Xbox 360’da böyle bir sahnede neler olur bilemiyorum. Çünkü ilk oyunda zavallı konsolumun nasıl da ısındığını hatırlıyorum da, bu sefer ekrana 6000 zombi sığdıran oyunun konsola nasıl bir eziyet çektireceğini siz hesap edin.

Fizik motoru konusunda belli başlı standartları olan bir oyun Dead Rising. İlk macerada da her cismi silah olarak kullanabiliyor, etrafa fırlatabiliyorduk. Yine sayısı artırılmış objeleri aynı biçimde kullanabiliyoruz. Animasyonlar gayet gerçekçi, silahların da vuruş hissi makul seviyede. Elinize geçirdiğiniz silahın boyutu ve ağırlığına göre hareket kabiliyetinizin sınırı belirleniyor. Kimi silahta çok çevik oluyorsunuz, kiminde ise hantallaşıyorsunuz.

Dead Rising 2 için şu anda söyleyebileceklerim bu kadar. Yapımcılar yerinde kararlar alarak, ilk oyunda var olan tüm eğlence öğelerini artırmış ve görsel yönden de yeniliklerle bunu süslemeyi başarmış. Elbette senaryodan bahsedemediğim için bazı konuların havada kaldığını kabul edebiliriz, ama şu kadarını söyleyebilirim ki, ilk oyundaki zombilerin hantallığı nedeniyle, gereğinden fazla basit olan oyun yapısının yerini bu sefer soğuk terler döktürecek yeni görevler ve yeni düşmanlar alıyor.

Motosikletimin önüne iki elektrikli testere bağlayıp, zombileri öldüklerine bir kez daha pişman edeceğim günü iple çekiyorum. Dead Rising 2, ekim ayında PlayStation 3, Xbox 360 ve PC için piyasaya sürülecek.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

All Points Bulletin

APB ilk olarak 2005’te duyurulmuştu. GTA serisinin multiplayer hali olarak tanıtılınca, insanların daha çok ilgisini çekti. Çeşitli sebeplerden ötürü, çıkış tarihi hep ertelemelere maruz kaldı. Yine de yapımcılar, APB hakkında yeni bilgiler vermeyi ihmal etmediler. 2008 ve 2009’da yapılan çeşitli fuarlarda da gösterime sunuldu, olumlu izlenimler bıraktı. Duyurulmasından bu yana 5 sene geçti ve sonunda APB elimize geçti. GTA yapımcılarından David Jones’un da önemli bir görev üstlendiği oyundan açıkçası daha iyi bir performans bekliyorduk. Fikir olarak son derece güzel ve zevkli gözüküyor, ancak pratikte incelemeye aldığımız zaman bir çok aksaklığı rahatlıkla tespit edebiliyoruz.

San Paro’ya hoşgeldiniz

Tamamen online olarak oynayabildğimiz APB’ye giriş yapabilmek için, öncelikle kendimize bir hesap açmamız ve bunu aktif hale getirmemiz gerekiyor. Tecrübeyle sabit olarak ilk baştan sizleri uyaralım, şifrenizi belirlerken hem ufak hem büyük harf barındırmasına ve rakam içermesine dikkat edin. 9 – 16 karakter arası istediğiniz şifreyi bu şekilde koyabiliyorsunuz. Daha sonra San Paro şehrinin kapıları yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Seçebileceğimiz iki grup var; polisler olarak nitelendirebileceğimiz Enforcers ve suçlular tarafı olan Criminals. Bunlar da kendi içlerinde gruplara ayrılmışlar; Enforcers, The Praetorians ve Prentiss Tigers gruplarından, Criminals da G-Kings ve Blood Roses’tan oluşuyor. Tarafımızı seçtikten sonra karakterimizin fiziksel özelliklerini ayarlıyor ve kendimizi Tutorial bölgesinde buluyoruz.

Tutorial bölümü, kontrollere alışmak ve şehir içerisinde yapabileceğimiz görevler bilmek açısından bize kılavuz oluyor. Kontroller zaten daha önce GTA oynamışsanız hiç yabancılık çekmeyeceğiniz türden hazırlanmışlar. Bu arada tüm görevleri zamana karşı yapmanız gerektiğini de hatırlatalım. Tutorial’ı tamamladıktan sonra; bize başlamak istediğimiz bölge soruluyor. 3 bölge var, bunlar; Social, Financial ve Waterfront. Social tamamen insanlarla kaynaşma ve karakterimizle alakalı işlevleri yapabildiğimiz bölge.

Açık arttırmaya çıkarılmış eşyaları satın alma, cephane doldurma, karakterimizin fiziksel özelliklerini değiştirme, müzik listelerini ayarlama gibi seçenekler burada var. Bu arada hemen belirtelim; oyun last.fm ile entegre olarak çalışıyor ve buradan birçok müziğe ulaşıp kendi listenizi oluşturma şansına sahip oluyoruz. Diğer oyuncularla sohbet edebiliyor, gruplar ve klanlar oluşturabiliyoruz. Financial / Waterfront bölgeleri ise, tamamen kapışma ve görevleri yaptığımız bölgeler. İkisinden birini seçtiğimiz andan itibaren APB bizim için başlamış oluyor.

Şehre girdiğimiz andan itibaren karşımıza çıkan grafikler bizi şaşırtıyor ve üzüyor. GTA örnek alınarak hazırlanan bir yapımda, bu denli vasat grafiklerin olmasını pek de hoş karşılayamadık. Kaplamalar çok özensiz ve eski oyunları andırıyorlar. Işık ve patlama efektleri de belirli bir seviyeden öteye gidemiyor. Bunu üzerine çeşitli modelleme ve animasyon hataları da ekleniyor, işler iyice kötüye gidiyor. Arayüzü tanıtmak gerekirse, sol üst köşede prestij puanımız ve level’ımız gözüküyor. Görevleri yaptıkça, grubumuz için olumlu hareketlerde bulundukça prestijimiz artıyor. Böylelikle, karakterimizi ve silahlarımızı geliştirebiliyor, daha güçlü silahları da kullanabilir hale geliyoruz.

Güçlü silahlarla düşmanlarımızı etkisiz hale getirdiğimizde, daha çok para kazanabiliyoruz. Para kazanarak, sadece silahlar değil, karakterimiz için yeni üst baş, dövmeler ve buna benzer fiziksel eklentiler satın alabiliyoruz. Sağ üst köşede silah bilgilerimiz ve sağ altta da radarımız bulunuyor. Polisler olarak sivilleri öldürdüğümüzde ya da buna benzer kuralları çiğnercesine hareketlerde bulunduğumuzda prestij puanı kaybediyoruz. Prestijiniz 5. seviyeye ulaştığınızda, kelleniz para ödülüne dönüşüyor ve takım arkadaşlarınız dahil herkes sizin peşinize düşebiliyor.

Görevler oyun sırasında rast gele olarak veriliyor. Eğer Enforcer olarak oynuyorsanız; koruma, etkisiz hale getirme, inceleme, teslim etme gibi görevler alabiliyorsunuz. Buna paralel olarak, Criminals ise bombalama, kaçırma, sabotaj gibi görevler alabiliyorlar. Zaten bir grup görev aldığı zaman, bir yerden sonra otomatikman diğer grup da o görevde devreye giriyor. Bunun gerçekleştiğini; ekranın ortasında APB yazısı çıktığında anlayabiliyoruz.  Bu dakikadan sonra, görev içerisinde kapışmalar başlıyor ve eğer o sıra kalabalık bir oyuncu kadrosu varsa, zevkli sahneler ortaya çıkabiliyor.

Şehirdeki bütün araçları kullanabilmek mümkün, kimisini de kapılarını kırarak kaçırabiliyorsunuz. Takımlar içerisinde bir görev dağılımı yapabilmek de mümkün oluyor. Birisi sürücü olup, diğer elemanları görev bölgesine doğru taşıyabiliyor. Araç içerisindekiler, camlara çıkarak ateş edebiliyorlar. Çok hasar almış olan bir araçtan, uçarcasına kaçmamız gerekiyor. Her görev, bazı safhalardan oluşmuş ve ayrıca görevin genel bir zamanı oluyor. Bu zaman dolmadan önce teröristler ya da polisler, kendilerinden beklenen görevi yapabilmek durumundalar.

Kutu kutu bir şehir

Oyun içerisinde çeşitli öldürme şekilleri ya da yaptığımız olumlu hareket sonucunda çeşitli rütbeler alabiliyoruz ve bu da prestij puanlarımıza yansıyor. Özellikle üst üste birçok adam öldürmek, ya da bir polis olarak terörist tutuklamak, iyi para kazandırıyor. Para demişken; oyunda kullandığımız normal paranın dışında, dış dünyadaki çeşitli hizmetlerden faydalanabilmek için APB özel puanlarımız da bulunuyor. Bunları gerçek parayla satın alıp harcayabiliyor olduğumuzdan dolayı, kullanırken iki kere düşünmemiz gerekiyor.

Görevlerde kapışmak ve kalabalık gruplar şeklinde ilerlemek çok zevkli ancak bir süre sonra kendisini tekrar ettiğinden dolayı sıkıcı olmaya başlıyor. Sürekli aynı görevlerin isimleri geçiyor ve yenilik getirmiyor. Multiplayer oynamanın keyfi hatrına devam edebiliyorsunuz ancak bir yere kadar. Araçlara bir hasar modellemesi getirilmiş ancak hiç getirilmese daha iyiymiş. Bazen olmadık yerlere sıkışıp kalabiliyorlar ve yüzeyleri birden bire kap kara bir hale gelebiliyor. Araçlara inme, binme animasyonları da komikten öteye gidemiyor. Nedense araç kontrollerinde de bir problem söz konusu. Çok zor dönüyorlar ve manevra yapmaya alışmak uzun zaman alıyor. İnsanda bir süre sonra şöyle bir mantık gelişiyor; madem oyuna pek fazla özenilmemiş, yapımcılar araç gerçekçiliğine de çok kasmamıştır. Ama burada basitlik yerine bir zorluk hâkim.

APB’nin en başarılı olduğu noktaların başında seslendirmeler geliyor. İçerdiği müzikler gayet iyi ve kulağa hoş geliyor, yer yer gaza getirici özelliğe de sahip. Kapalı alanlarda müziğin yankılı gelmesi ya da araçtan uzaklaştığımızda radyo sesinin de uzaklaşması gibi ayrıntıların düşünülmüş olması güzel. Keşke bu gibi ayrıntıların tamamı oyun içerisine de yayılsaymış. Yapımcılar belki de; grafiklere harcanacak performansı online sisteme harcamayı uygun görmüşler; ancak gözü rahatsız eden ve mantık hatalarına dönüşen sahnelerle karşılaşmak ne olursa olsun kimsenin hoşuna gitmeyecek bir unsur.

Sıkıntı var

Bilgilerimiz sürekli sunucularda depolanıyor ve böylece sürekli kaldığımız yerden devam ediyoruz, para durumumuzda herhangi bir eksilme olmuyor. Yeni silah alacağımız zaman, harita üzerinde bekleyen belli başlı kişilerin yanlarına gidiyoruz. Satın aldığımız silah, dolabımızda saklanıyor ve buradan değişiklik yapabiliyoruz. Yanımızda asıl ve ikincil olmak üzere iki silah ve el bombaları taşıyabiliyoruz. Zaman zaman şehir içerisinde bulunan mail kutularını kontrol etmekte fayda var; zira burada bizlere gelen mail’lerde hem rütbe atlamış, hem de bununla birlikte cephane ödülü kazanmış olabiliyoruz.

Bir bütün olarak ele alındığı zaman, APB aslında çok iyi bir fikirle geliyor. Bunu teknik hatalardan arınmış ve daha da çeşitlendirilmiş biçimde kotarabilseydi, tadından yenmeyecek bir yapımla da karşı karşıya kalabilirdik. Bu haliyle sanki yarım bırakılmış ve “çıkartalım gitsin” mantığına gelmiş gibi duruyor. Oyuncuları, ilerleyen zamanlarda bol bol yama bekleyecek gibi tahmin ediyoruz. Zamanla sürekli kendini update ederse ve teknik hataların tamamen düzeltildiği bir yapım haline getirilirse, o zaman biz de APB için gönül puanımızı daha da yükseltmiş olacağız. Yine de çok merak ediyorsanız, denemek için bir göz atabilirsiniz. Hemen belirtelim, oyun ilk yüklendiğinde 50 saatlik bir oynanışla geliyor ve daha sonra belirli bir ücret karşılığı bunu yenileyerek aylık sınırsız oynanışa sahip olabiliyoruz.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Test Drive Unlimited 2

İlk oyunda bazı problemler vardı; el freni çekince kıç atan araba, -normalde sürerken de zaten kibrit kutusu gibi hissettirdiğinden- gözümüze çok kötü gözüküyordu. Dönen arabalar sanki ön teker kullanarak değil ortada gözükmeyen hayali bir teker üzerinde dönüyordu, tıpkı çocukluğumuzda oynadığımız o duvarlara çarpınca farklı yönlere döne döne giden yanıp sönen ışıklı oyuncaklarımız gibiydi. Motosikletlerde durum daha da vahimdi, öyle ki oyun çıkış tarihinden uzun bir süre sonra bile mecburiyetten dolayı yama yayımlanmıştı. Tek sorun sürüş değildi, grafik açısından da rahatsızlıklar vardı. Dar boğazlar hızlı gidilen hızlarda bize arkadaşlık ediyor, kaplamalar kaplanmaya çalışırken takılmalarla bizi yalnız bırakmıyordu.

Bu kadar kabarık bir liste karşısında oyunun yapımcısı Eden’in attığı ilk adım hataları gidermek oldu. Araba sürüşünde ise bana göre doğru bir karar olan yarı simülasyon yarı arcade tarz olan o sevdiğimiz (Race Driver: Grid gibi) sürüş geldi. Bunun sonucunda TDU2 daha berrak bir sürüş, pürüzsüz ve detay manyağı kaliteli kaplamalar ilk düzeltilirken; 2 saatlik çevrim içindeki gece/gündüz değişimi ve hava şartlarının grafiklere dahil edilmesi ile güçlendi. Sonuç olarak ikinci oyun farklı bakış açısıyla türün yeniden yorumlanmış halinden öte, zaten tutmuş bir serinin ufak tefek, kimi yerlerde de önemli denebilecek geliştirmelerle ilk oyunun yeniçağa taşınmış hali olarak düşünülebilir.İlk Test Drive Unlimited büyük bir online akım başlatmak için doğru zamanda çıkmıştı ve hala devrim niteliği taşıyabilecek kadar farklıydı. Tabii ki, Burnout Paradise da aynı geniş evren ve 8 kişilik çoklu online modu desteğiyle gelmişti, lakin TDU bildik bileli online’dı ve her zaman dünyanın dört bir yanından oyuncuları birbirlerine bağlıyordu. Hawaii adasında nereye giderseniz gidin her zaman peşine takılacağınız bir çete veya 200 km/sa hızla kafadan toslayabileceğiniz bir sürücü bulunabiliyordu. Binlerce kilometre uzunluğundaki yollar, yüzlerce yarış türü, yüzden fazla araba ve çift tekerli taşıt seçimleri mevcuttu. Milyonlarca dolar verip aldığımız evlerin sadece garajını kullanıyorduk. Evet, TDU böyle bir oyundu ve 4 yıllık beklemenin ardından zengin şımarık çocuğu yarışı geri geliyor.

Macun Firarda

TDU2 bizi İspanya’ya, İbiza’ya götürüyor. Söylenene göre İbiza en az 20 saatlik bir içeriğe sahip ve uydu fotoğrafları kullanılarak gerçek geometrik özellikleriyle tasarlanmış. 10. seviyeye gelince -ki seviye sınırı şimdilik minimum 60 olarak gözüküyor- İbiza Havaalanı’nı açmış oluyoruz, bu da bize Hawaii’ye uçup orijinal TDU1’in yenilenmiş ve güzelleştirilmiş haritalarında, o 600 kilometrelik süt gibi asfalt yollarda uçarcasına yarışma fırsatı tanıyor. Eğer yatınız varsa o zaman git gel mesafesi bir tuş kadar yakınımızda oluyor.

İlk oyunda bazı problemler vardı; el freni çekince kıç atan araba, -normalde sürerken de zaten kibrit kutusu gibi hissettirdiğinden- gözümüze çok kötü gözüküyordu. Dönen arabalar sanki ön teker kullanarak değil ortada gözükmeyen hayali bir teker üzerinde dönüyordu, tıpkı çocukluğumuzda oynadığımız o duvarlara çarpınca farklı yönlere döne döne giden yanıp sönen ışıklı oyuncaklarımız gibiydi. Motosikletlerde durum daha da vahimdi, öyle ki oyun çıkış tarihinden uzun bir süre sonra bile mecburiyetten dolayı yama yayımlanmıştı. Tek sorun sürüş değildi, grafik açısından da rahatsızlıklar vardı. Dar boğazlar hızlı gidilen hızlarda bize arkadaşlık ediyor, kaplamalar kaplanmaya çalışırken takılmalarla bizi yalnız bırakmıyordu.

Bu kadar kabarık bir liste karşısında oyunun yapımcısı Eden’in attığı ilk adım hataları gidermek oldu. Araba sürüşünde ise bana göre doğru bir karar olan yarı simülasyon yarı arcade tarz olan o sevdiğimiz (Race Driver: Grid gibi) sürüş geldi. Bunun sonucunda TDU2 daha berrak bir sürüş, pürüzsüz ve detay manyağı kaliteli kaplamalar ilk düzeltilirken; 2 saatlik çevrim içindeki gece/gündüz değişimi ve hava şartlarının grafiklere dahil edilmesi ile güçlendi. Sonuç olarak ikinci oyun farklı bakış açısıyla türün yeniden yorumlanmış halinden öte, zaten tutmuş bir serinin ufak tefek, kimi yerlerde de önemli denebilecek geliştirmelerle ilk oyunun yeniçağa taşınmış hali olarak düşünülebilir.

Araba yarışı mı, tasarım programı mı?

Atılan bir diğer cesur adım ise rekabete renk getirmek adına oyuna eklenen off-road yarış grubu. Kısacası Grid ve CMR:Dirt aynı oyunda. Bir dakika önce dağ bayır demeden derin tırtıklı tekerlerle tozu toprağa katan canavarlarla yarışırken, bir dakika sonra ışıl ışıl şehrimizin caddelerini Ferrari’mizle arşınlayabileceğiz.

Orijinal oyunun adasındaki gibi, yeni oyunda da İbiza bloklar halinde parçalara ayrılacak ve her bölüm 8 kişiye kadar destekleyecek. Bunun ötesinde bloktan bloğa geçişlerde yoğunluk olursa sürücüler başka bir server’a aktarılacak böylece kaos ortamının önüne geçilmiş olacak. Aynı zamanda TDU2 8 kişilik arkadaş grubunuzla mekandan mekana akmanız için altyapı da sağlayacak. Co-op olarak düşünülen durum ise ikinci oyuncunun sağınızdaki yolcu koltuğuna oturması. Kulağa ilginç geliyor ama görev adamları bu moddan zevk alabilir. Öyle ki sürücü için görünmez olan istikamet ve checkpoint’ler yardımcı oyuncu aracılığıyla belirlenecek ve yardımcı oyuncu yolu doğru tayin edemezse bu yarışa mal olacak.

Ayağım ağırdır, frene basmam ben aga

Hasar modellemesi biraz ilginç olarak karşımıza çıkanlardan. Ağır bir kaza ardından Dirt veya Grid gibi yam yum olmak yerine Project Gotham’daki şirin ve kozmetik bir şekilde façamız kayacak. Yine de araçta bir bozulma veya sürüşte herhangi bir aksaklık yaşanmayacak. Gta’daki gibi garaja ufak giriş çıkış ise arabayı ilk günkü haline getirecek.

Nasıl World of Warcraft’ta zar zor kesilen dragonlardan düşen eşsiz ejderleri binek olarak kullanıyorsak prestij için, burada arabalar için aynı şey geçerli olacak. Az sonra söyleyeceklerime kendim bile inanmadım ama vadedilen bu: Oyun içi sanal evimize arkadaşlarımızı çağırıyormuşuz da, evimizi/garajımızı gezdiriyormuşuz da, eğer arkadaşlarımız nazikçe “arabanla bir tur atabilir miyim, bende böyle araba yok” diyince anahtarı veriyormuşuz da… Böyle şeylerle geleceğinize bize güzel sürüş hissi ve baymayan sağlam temeller üzerine kurulmuş hoş bir oyun getirin, yeter. Ben Dirt1’i deliler gibi oynadım, ki oyun sadece yarıştan oluşuyordu. Hatırlatırım.

Şov zamanı

MMO ibaresini taşıyan tüm yapımlar gibi, TMU2’de de “item” kavramı önemli. Kimisi o kadar önemli ki sadece göstermek için bile yarışılmaya değecek. Orijinal oyunda, her şeyi elde etmek (%100 progress diyelim daha açıklayıcı olsun) neredeyse imkansızdı ve ön siparişle gelen DLC arabaları hiçbir zaman aktif olmadı. Bu yüzden sadece hardcore dediğimiz, kendini adamış oyuncular, oyun sonu etkinliklerini ve arabalarını açabilmişti. Lakin siz yine de o kadar çok heyecanlanmayın, TDU2’de de sürme şerefine erişemeyeceğinizi, kimi zaman içini bile göremeyeceğiniz arabalarla karşılaşacağınızı ufak ufak kabullenmeye başlayın.

Anlayacağınız oyunun üzerine düşülen en önemli noktası etkileşim sistemleri. Örneğin, araba alırken bile gerçekçiliğin üzerinden fazlasıyla durulmuş. Bir satıcıya giderseniz, öncelikle birinci kişi kamerasına geçeceğiz ki arabamızı daha yakından görelim. İstersek arabanın içine oturup şöyle bir bakabileceğiz bile. Hatta Türk isek kornaya da basmak serbest. Aldınız mı arabayı? İlla sürekli bineceksiniz diye bir şey yok. Çekin güzel bir pastanenin önüne, park edin. Çıkın gezin dolaşın, milletle konuşun ayaküstü, el sallayın. Kısa bir not: Oyun sesli sohbet sistemi içerecek.

Arabanızın yanında fotoğraf çektirin. Gidin evinize, perdelerinizi değiştirin. Döşemeleri elden geçirin. Geniş evrenli Sims oynar gibi bir araba yarışı. O kadar çok birbirinden farklı boya seçenekleri ve desenli etiketler var ki hiçbir aracın birbirine benzememesi gayet olağan. Para da ortada dönüyor bu şehirde. Tipine kıl mı oldu adamın? Meydan oku, bahisleri yatırın ortaya. Yenen nevaleyi kaldırsın. Online platformun temel sosyal öğelerinin hepsine sahip böylesine bir oyunun aslında araba yarışı olması şaşırtıcı, değil mi?

Doğan görünümlü Şahin mi? Nerede ?! Kaç model?!

Arabalarla yeteri kadar ilgilenirseniz zaten, kaçınılmaz bir şekilde en kısa sürede yolunuz TDU2’nin kulüplerine düşüyor. Bu kulüplerin kendilerine ait sanal alanları var ve 32 kişiye kadar ev sahipliği yapabiliyor. Kulüpler EVE Online’daki gibi şirket olarak geçiyor ve kendi banka hesaplarının yanında kendi araba koleksiyonlarıyla ağzımızın suyunu akıtıyor. Eğer kulüp bu ayrıcalıklı arabalardan birini açarsa, şehirde hava atmak için benzersiz bir seçeneğiniz oluyor. Araç paylaşımı ise birden öteye gidemediği için bu ayrıcalıklı arabalar iyice özelleşiyor.

Yeri gelmişken şuna da değineyim: Otomobillerin hepsi lisanslı ve uydurma dizayn yok. Romaldo, Behckam gibi telifsiz isimlere alışkınız atari salonlarından, ama araba yarışında da olmuyor yahu. İyidir böylesi, iyi.

Seviye atlama sistemi de cilalananlardan. Artık iyi ya da kötü oynamanız sorun değil, sadece oynayın, bol bol giriş yapın, yapımcı arkadaşların ve firmanın ceplerini doldurun yeter. Turnuvaları tamamladıkça “yarışma puanı”, yeni arabalar ve yeni manzaralar ile “keşif”, kankalık ve sohbet/muhabbet işlerine girdikçe “sosyallik” ve eşsiz parçalar topladıkça (ev, giysi, araba vs) “koleksiyon” puanı kazanacağız. Kısacası İbiza’da volta atmak nereden geldiği belli olmayan puan cümbüşü ve beraberinde gelen seviye atlama sistemiyle nefes aldırmayacak. Seviyeyi ne yapacağım, açılan arabaları alamadıktan sonra dediğinizi duyar gibiyim. O zaman değmemeniz gereken yerlerin yanından drift ile geçerken aynı anda da belli bir hız veya özel bir akrobasi yaparsanız kombo puanlarınızla GTA tarzı “trink para” dediğimiz ekstra gelire kavuşacağız. Yine de, asıl para yarışlara. Pink Slip’leri görelim.

Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza

Eden’in en büyük hatası kendinin de belirttiği gibi, kullanıcılarla pek de ilgilenilmemesi ve başlangıçta yaratılan kitleye uzun vadeli bir eklentiyle destek verilmemesi. Yine kabul ettikleri bir diğer hatanın, oyunun uzun vadede böylesine bir kullanıcıya ulaşacağını ön görülememesi. Öyle ki, dört senelik yaşlı denebilecek eklentisiz bir oyun için bile haftalık çevrimci olan 1000 kullanıcıya sahip. Bu rakam kimi online oyunların yıllık hedefi olabilecek kadar zar zor ulaştıkları bir seviye. TDU2’deki ödüllü yarışmalar, kulüpler arası meydan okumalar oyunculara, ilk oyundaki hatalarından ders çıkardıklarını kanıtlamanın en iyi yolu olarak karşımıza çıkıyor. Unutmamak lazım ki, piyasaya sürülmenin kısa bir süre sonrasındaki DLC’ler (motosikletler, yeni arabalar ve yarış çeşitleri) bu ana stratejinin bir kanıtı niteliğinde.

Alışılmamış, kenarından köşesinden zenginlik damlayan arabalarla tropik bir mekanı durmaksızın sınırsızca gezdiğimiz TDU1 gibi bir oyun yoktu. Takip eden yıllarda daha iyi grafiklisini, daha iyi sürüş hissi verenini, daha geniş dünyalısını, daha zekice hazırlanmış online altyapılısını gördük; lakin hepsini bir arada bu kadar başarıyla harmanlayanına pek az rastladık. İlk oyunda kulüp modları, açık arttırma sistemi benzeri durumlar 4 ay gibi bir süreden sonra aktif olmuştu, bu durumun da geliştirileceğinden eminim. Eklenen insan öğesi şimdilik robotik ve hayatsız gibi, arabalar ise hız hissini pek yaşatamıyor. Fakat bunların pratik ve geliştirme ile düzeleceğine inanıyorum. TDU hatalarıyla sevdiğimiz bir oyundu, bu kez aynı hataları tekrarlamamasını ve kusursuz olmasını diler, 2010’un 21 Eylül’ünde doğacak çocuğumuzun gözlerinden öperiz.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Sniper Ghost Warrior Yeni Yama Geldi

City Interactive, FPS oyunu Sniper: Ghost Warrior için bir yama hazırladı. Steam üzerinden aktif olabilen bu yama, özellikle oyuncuların gizlenmesi konusunda yaşanan sıkıntılara çare oluyor. Çok uzak mesafeden düşmanlar artık sizi kolay kolay göremiyor ve genellikle savunmasız kalıyorlar.


Bazı silahlarda ve bıçak hasarlarında da düzeltmelere gidilirken, multiplayer oynanışta yaşanan rastgele çökmeler ve nefes tutma gibi sorunlarda da düzeltmeler yapılmış. Eğer siz de bu gibi sorunlardan muzdaripseniz, yamayı indirmenizi tavsiye ediyoruz.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Kane & Lynch 2 Ps3 Demo

Hitman’ın geliştiricisi IO Interactive tarafından hazırlanan aksiyon oyunu Kane & Lynch 2′nin demosu, bugün Playstation Plus kullanıcıları için indirilmeye sunuldu. Demo, daha önce de X360 kullanıcılarına özel olarak indirilebiliyordu.


PC, PS3 ve X360 platformları için geliştirilen Kane & Lynch 2, 20 Ağustos’ta raflarda olacak. İlk oyun, 2 milyon civarında bir satış başarısı yakalamış ve devam oyunu için de ön ayak olmuştu.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,
Toplam 9 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...Son »